Anasayfa » Haberler

Haberler

Select a news topic from the list below, then select a news article to read.

1 - 10 arası sonuçlar (toplam: 23)

DOMUZ GRİBİYLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER Domuz gribi nedir? Domuz gribi, A (H1N1) tipi virüsten kaynaklanan, insanlarda hastalığa yol açan viral bir hastalıktır. Hastalık ilk kez Meksika ve ABD'de görülmüş ve daha sonra birçok ülkeye yayılmıştır. Bu yeni H1N1 virüsü neden "domuz gribi" olarak adlandırılmaktadır? Bu virüse domuz gribi denmesinin sebebi, domuzlar arasında görülen grip virüslerine benzediğinin gösterilmiş olmasıdır.. Bu yeni virüs insan, domuz ve kuş virüslerinin bir karışımıdır. Domuz gribi (A/H1N1) virüsü bulaşıcı mıdır? Domuz gribi A(H1N1) virüsü bulaşıcıdır ve insandan insana geçmektedir. Domuz gribinin (A/H1N1) belirtileri nelerdir? Domuz gribinin belirtileri, insanda görülen grip belirtilerine benzerdir. Bunlar; Ateş, Öksürük, Boğaz ağrısı, Yaygın vücut ağrısı, Baş ağrısı, Üşüme ve yorgunluk gibi belirtileri içermektedir. Bazı vakalarda kusma ve ishal de görülebilmektedir. Domuz gribi (A/H1N1) nasıl bulaşmaktadır? Domuz gribinin de ne mevsimsel griple aynı şekilde yayıldığı düşünülmektedir. Grip virüsleri, insandan insana öksürük ve hapşırma yoluyla bulaşmaktadır. Grip virüsü bulaşan bir yere dokunulduktan sonra, eller, ağız ya da buruna götürüldüğünde de hastalık bulaşabilir. Sulardan domuz gribi virüsü bulaşabilir mi? İçme, kullanma ve havuz sularıyla bulaşma gösterilmemiştir. Domuz gribini tedavi eden ilaçlar var mıdır? Evet. Domuz gribinin tedavisi veya bu hastalıktan korunmak için doktor kontrolünde kullanılabilecek ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçlar doktor tarafından önerilmedikçe reçetesiz olarak kesinlikle kullanılmamalıdır. Hastalığa yakalanan kişiler ne kadar süreyle bulaşıcıdır? Kişiler, belirtilerin başlamasından bir gün öncesi ve 7 gün sonrasına kadar bulaşıcıdırlar. Daha çok hangi yüzeyler bulaşma kaynağıdır? Öksürük ve hapşırma yoluyla, hasta kişinin tükürük zerrecikleri havaya yayılarak sandalye, masa gibi yüzeylere bulaşabilir. Kişi virüsün bulaştığı bir yere dokunduktan sonra ellerini, ağzına, gözlerine, veya burnuna sürerse virüs bulaşabilir. Bu yüzeylerde virüsün ne kadar süreyle canlı kalabileceğini etkileyen ısı, nem oranı, yüzey niteliği gibi pek çok faktör söz konusudur. Hasta kişinin temasının olduğu bu yüzeylere dokunulmamalı, herhangi bir sebeple dokunulduysa eller yıkanmalıdır. Ev  ve eşyaların temizliğinde nelere dikkat etmek gerekir? Grip virüsünün yayılmasını önlemek için yüzeylerin (masalar, kapı kolları, banyo yüzeyleri, mutfak tezgahı, oyuncaklar vb.) günlük temizlikte kullanılan deterjanlarla temizlenmesi yeterlidir. Günlük kullandığımız temizlik maddeleri dışında klor, hidrojen peroksit, iyotlu antiseptikler ve alkol gibi bazı kimyasal maddeler de etkilidir. Hastalara ait çarşaf, çamaşır, havlu ve kap kacağın ayrı olarak yıkanmasına gerek yoktur. Ancak, bu eşyalar yıkanmadan başkası tarafından kullanılmamalıdır. Bu çarşaflar mümkün olduğunca elle temas edilmeden taşınmalı ve yıkanmalıdır. Hastanın çarşafları, çamaşırları değiştirildikten sonra eller mutlaka sabunlu suyla yıkanmalıdır. Hastaya ait kap kacak ya bulaşık makinesinde ya da elde deterjan kullanılarak yıkanmalıdır. Domuz gribinden kendimi nasıl koruyabilirim? Halen domuz gribinden koruyucu bir aşı bulunmamaktadır. Aşağıdaki önlemleri alarak sadece gripten değil; grip gibi solunum yoluyla bulaşan tüm hastalıklardan kendinizi koruyabilirsiniz: Öksürme ve hapşırma sırasında ağzınızı ve burnunuzu bir mendil ile kapatınız. Mendilinizi kullandıktan sonra çöp sepetine atınız. Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ellerinizi bol sabun ve suyla yıkayınız. Alkol içeren el yıkama antiseptikleri de etkilidir. Kirli ellerinizle gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmayınız. Domuz gribine yakalanırsanız, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerinizin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat ediniz. Hastalığın bulaşmaması için çevrenizdeki kişilerden uzak durunuz. Bulunduğunuz mekanı sık sık havalandırınız. Hastalıktan korunmak için ellerimi nasıl yıkamalıyım? Ellerinizi 15-20 saniye süreyle su ve sabuna ulaşamadığınız yerlerde alkol içeren el antiseptikleri kullanabilirsiniz. Hastalanırsam ne yapmalıyım? Domuz gribi şüpheli bir kişi ile temastan sonraki 7 gün içinde kendinizde yukarıda sıralanan hastalık belirtileri olduğunu hissederseniz hemen bir doktora başvurmalısınız. Doktorunuz herhangi bir teste  ya da tedaviye ihtiyacınızın olup olmadığına karar verecektir. Eğer hastalandıysanız veya hastalık belirtilerini gösteriyorsanız evde istirahat ediniz ve çevrenizdeki kişilerden de onlara bulaştırmamak için uzak durunuz. Erişkinlerde acil müdahale gerektiren belirtiler nelerdir? Zor nefes almak veya nefes darlığı Bilinç bulanıklığı Sık ve uzun süreli kusma Çocuklardaki acil müdahale gerektiren belirtiler nelerdir? Hızlı veya zor nefes alma Vücutta solgunluk ya da morarma Beslenememe Uyarılara cevapta azalma veya uykuya meyil Huzursuzluk Ateşle beraber döküntü görülmesi
Pazartesi, 28 Eylül 2009 | Yazdır | PDF |  Email
ÇOCUK  EĞİTİMİNDE ÖDÜL VE CEZA Çocukların zamanında müdahale edilmeyen hataları devam edebilir veya şekil değiştirebilir. Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması, çocuğu olumsuz etkiler. Anne baba elbette sadece çocuğun olumsuz davranışlarını cezalandırmamalı, bunun yanısıra başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını ödüllendirmeyi de bilmelidir. Çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek, onları hayata iyi şekilde hazırlamak bütün anne babaların temel hedeflerindendir. Anne babanın her davranışının, yorumunun çocuk üzerinde etkisi vardır. Anne-baba ve çocuk arasındaki etkileşim devam eden bir süreçtir. Bu etkileşimin kalitesi çocuğun bütün hayatını etkileyebilir. Çocuklar hatalı ve yanlış bir şey yaptığı ve en önemlisi bunu tekrarladığı zaman anne babaların tepkisiz kalması, o yanlışın devam etmesine yol açar. Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması veya tutarsız bir şekilde cezalandırması çocuktaki sıkıntıyı artırır ve yeni davranış sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlar. O nedenle bebekken bile anne babanın çocuğa uyguladığı cezalandırma şekli önemlidir. Çocuğun kişilik gelişiminde , sosyal gelişiminde ciddi etkiler bırakır. Genelde çocukların yaşları ve hataların büyüklüğüne göre cezalandırılmaları şu aşamalarda yapılmalıdır: Cezalandırma nasıl olmalı? 1. Uyarılmalı: Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak şekildeyse, anne-baba uyarmakla yetinmelidir. Uyarının da bir cezalandırma olduğu unutulmamalıdır. Bu yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması şeklinde de olabilir. Bu çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı tepkisinin iletilmesidir. 2. Konuşulmalı: Yapılan hatanın şiddeti artmış ise ya da tekrarlayan bir hataysa; çocuk ile yaşına uygun bir şekilde, bu durumun hatalı olduğu ve doğrusunun ne olduğu , davranışın tekrarı halinde zararının neler olacağı konuşulmalıdır. Bu açık olarak sizin tarafınızdan bu davranışın istenmediğinin belirtilmesidir. 3. Cezalar hatırlatılmalı: Yapılan hatanın devamı durumunda, hatanın büyüklüğü ne olursa olsun anne baba tekrar çocuğu ile sevgi ve ılımlı bir ortam oluşturarak , çocuğa yönelik aşırı tepki ve yargılamadan kaçınarak konuşmalı ve çocuğa bu davranışın tekrarı halinde ne türlü cezaları alabileceğini belirtmelidir. Bu noktada çocuğun yaşına göre anne babanın konuşma tarzı ve üslubu çok önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma ortamına dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar veriir, ilerleyen dönemlerdeki ilişkiyi zedeler. 4. Ceza uygulanmalı: Konuşma ve söylenen cezalandırma ikazlarına rağmen devam eden yanlışlarda, anne babanın bahsettiği cezayı uygulaması gerekir. Anne babalar, yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa kesinlikle söylememelidir. Ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları zamanlarda hafifletici sebeplere karşılık olarak, cezadan vazgeçebileceklerini önerebilirler. Örneğin, ceza olarak dışarı parka götürülmeyecek çocuğa , "odanı toparlarsan senin cezanı affedebilirim" denebilir. Cezalandırmanın şekli çok önemlidir. Çocuk psikyatristlerinin önerdiği cezalandırma yöntemi, çocuğun sevdiği şeylerden mahrum edilmesi şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması son derece sakıncalıdır ve çocukların anne baba ile ilişkisini zedeler ve ortamı daha gergin hale getirir. Erken yatma, odasında yalnız olarak iki-üç dakika beklemesi gibi basit cezalandırma tekniklerinin kullanılması da uygun olur. Ama cezalandırılma sırasında çocukların gururu incitilmeden ve özgüvenleri zedelenmeden uygun bir dil ve takdim ile bunun yapılması gerekir. 5. Uzmana başvurmalı: Aldığınız bütün önlemlere rağmen önüne geçilemeyen sıkıntılar için anne babaların bir uzmana başvurmayı ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda davranış bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu, çocukluk çağı depresyonları, uyum güçlükleri gibi sorunlar eşlik ediyor olabilir. Ödüllendirme nasıl olmalı? Anne babanın çocuğun davranışlarının şekillenmesinde çocuğun başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını, ödüllendirmesi önemlidir. Nasıl ki istenmeyen davranışların ve yanlışların kalmaması için cezalandırma yöntemine başvurulur, aynı şekilde ödüllendirme yöntemini de uygun kullanmaları çocuk eğitimi açısından önemlidir. Çocuğun olumlu davranışlarının tastiklenmesi bebeklik döneminde başlar. Bir hareket yaptıktan sonra bebek, annenin veya babanın yüzüne bakar ve onlardan tasdik bekler. Eğer o davranış tastiklenirse (gülümseme, kafa sallama, dokunma, ses ile onaylama, ona bir şey verme vb.) bebeğin o davranışı giderek güçlenir. Ama anne baba tarafından o davranıştan sonra olumsuz bir tavır (görmezden gelme, kaş çatma, ses ile ikaz, el ile engelleme, onu o ortamdan uzaklaştırma vb.) olursa o davranış uzun süre devam etmeden giderek gücünü kaybeder. Maddi değil, duygusal ödüllendirme Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli yaş ve ailenin durumuna göre genelde değişiklikler gösterir.Ama şunu hemen belirtelim ki en iyi ödüllendirme maddi ödüllendirme değil, duygusal ödüllendirmedir. kendisine sürekli bir şeyler alınmaya alıştırılan çocuk, gün gelecek en iyi ve en pahalı hediyelerle bile doyum bulamayacaktır. Ama anne babasının öpmesi, kucaklaması, gezdirmesi, onunla oynaması, ona güzel sözler söylemesi şeklindeki ödüllendirme; en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir. Anne babaların bu türlü bir duygusal ödülün yanısıra imkanları ölçüsünde ek hediyeler vermesi de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur. Anne babaların, hediyelerdeki maddi büyüklük yerine manevi değeri ön plana çıkarmaları daha doğru olur. Yaşın önemi Yaşa göre, ödüllendirme şu şekillerde olmalıdır: 1. Bebeklik döneminde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, kucaklama, onunla oynama, onu besleme, gezdirme, onunla meşgul olma, onunla konuşma, onu sevdiğini hissettirme vb... Bu davranışların normal zamanda yapılması zaten gereklidir. Ancak ödüllendirilmek istendiğinde özellikle yapılması önemlidir. 2. Okul öncesi dönemde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, kucaklama, onunla oynama, onunla gezme, birlikte vakit geçirme, söz olarak onaylandığını vurgulama, onun hoşuna gidecek iltifatlar söyleme, onun sevildiğini hissettirme, onun gelişim dönemine uygun oyuncak ve hediyeler alma ( bu hediyelerin manevi değeri ön plana çıkarılmalıdır.) 3. Okul döneminde ödüllendirme şekli: Öpme, okşama, sevme, onunla oynama, onunla birlikte gezme, birlikte ders çalışma, onaylandığının hissettirilmesi, onun kabiliyetlerini ön plana çıkaracak program ve aktivitelere yönlendirme, onun hoşuna gidecek iltifatlar söyleme vb.
Pazartesi, 06 Nisan 2009 | Yazdır | PDF |  Email
1. İstemediğiniz davranışı yapması yerine size yardımcı olmasını sağlayın. Örneğin beraber markete gittiğinizde rafları dağıtıyorsa almak istediğiniz şeyleri sizin yerinize o alabilir. 2. Hangi davranışı yapmasını istemiyorsanız bunu açık, anlaşılabilir, güçlü bir şekilde anlatın. 3. Beklentilerinizden bahsedin. 4. Yaptığı yanlış davranışı nasıl düzeltebileceğini gösterin. 5. İstemediğiniz davranışı yapması yerine o'na sizin yapmasını istediğiniz 2 farklı seçenek gösterin, böylece sizin istediğiniz bir şeyi kendi rızasıyla yapacaktır. 6. O'na söylediğiniz şeyi yapmak yerine başka şeyler yapmaya devam ediyorsa, o'nun yapmasını beklemeden siz yapın, örneğin bir yere oturtun, veya başka bir yere götürün. 7. Yaptığı istenmeyen davranışların sonucuna katlanmasını sağlayın. Örneğin markete gittiğinizde yaramazlık yaptıysa bir dahaki sefere akıllı duracağına söz verse bile o'nu götürmeyin, başka bir zaman beraber gidebileceğinizi ama şimdi gidemeyeceğini açıklayın, daha önce yaptığı davranışın sonuçlarını görsün. Çocuklarla yaşadığınız problemleri onlarla beraber çözmenize yardımcı olacak basamak basamak tavsiyeler. Basamak 1. Çocukla çocuğun hissettikleri ve ihtiyaçları hakkında konuşun. Basamak 2. Çocukla sizin hissettikleriniz ve ihtiyaçlarınız hakkında konuşun. Basamak 3. Birlikte beyin firtınası yapın. İkinizinde hoşunuza gidecek çözümler bulmaya çalışın. Basamak 4. Bulduğunuz çözümleri elemeden bir kağıda yazın. Basamak 5. Kağıda yazdığınız çözümlerden hangilerini eleyeceğinize, hangisini uygulayacağınıza karar verin.
Pazartesi, 06 Nisan 2009 | Yazdır | PDF |  Email
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Ana baba ve öğretmenler hiperaktif çocukları tipik olarak su cümlelerle tanımlarlar. "Çok hareketli, uzun süre bir yerde oturamaz. Sınıfta çevresiyle fazla ilgili, dersi dinlemiyor, sık sık yerinden kalkıyor, izin almadan konuşuyor. Düşünmeden hareket ediyor, yaptıktan sonra üzülüyor, özür diliyor." Bu tanımlama sadece buzdağının tepesini anlatmaktadır. Gerçekte bu belirtilere eslik eden pek çok şey vardır. Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında bu tanımlama değişir. "Tükenme noktasındayız. Her gün, her dakika bir sorun yaşıyoruz. Evden kavga dövüş çıkıyoruz. Eve gelince ödev yapması problem, bizim yönlendirmemiz ve yardımımız olmadan tamamlayamıyor. Yardım ederken de tartışma çıkıyor. Uyguladığımız hiçbir şey, ödüller, cezalar ise yaramadı. Yaptıklarının sonuçlarını asla düşünmüyor. Çevresiyle ilişkileri iyi değil. İstediği bir şey olmadığında çok fazla öfkeleniyor, hemen tepki veriyor. Ben de ona sık sık bağırmaya hatta vurmaya başladım. İlişkimiz giderek bozuluyor". DEHB' ye sadece dikkat dağınıklığı, hareketlilik ve dürtüselliğin olduğu bir sorun olarak bakmak, bunların neden olduğu ikincil sorunların ve eşlik eden diğer bozuklukların gözden kaçırılmasına neden olur. Buzdağının tamamını tanımak, bireyin aile, öğretmenler ve uzmanlar tarafından daha iyi anlaşılmasını sağlar, daha geniş kapsamlı bir tedavi programının planlanması mümkün olur. DIKKAT EKSIKLIGI HIPERAKTIVITE BOZUKLUGUNDA TEMEL SORUN NEDIR ? Bir yılanın üzerine basarsanız sizi sokar. Yılan bunu yapmadan önce düşünmez. Yani aklından "Sokayım mı sokmayayım mı, daha önce biri benim üzerime bastığında ne yapmıştım, sonucu ne olmuştu, bu kişiyi sokarsam sonucu ne olur ?" gibi düşünceler geçmez. Herhangi bir kontrol yoktur. Ancak insan beyninde bir şey yapmadan önce, durup düşünmeyi sağlayan bir sistem vardır. Bu sistem geçmiş deneyimleri kullanarak, geleceği de ön görerek, davranışları planlamayı ve bunun içinde yanıtı bir süre durdurabilmeyi sağlar. Herhangi bir olaya tepki vermeden önce, durup düşünebilme yetisi, insanları diğer türlerden ayıran en önemli özelliklerden birisidir. Aklımıza gelen bir şeyi yapmadan önce, bunun uygun olup olmadığına karar verebilmek için öncelikle yanıtımızı belirli bir süre boyunca durdurmamız gerekir. Bu süreç, bazen birkaç saniye, bazen günlerce sürebilir ve pasif değil aktif bir süreçtir. Bu sistemin iyi çalışması birden fazla merkezin uyumlu bir şekilde islemesiyle mümkün olur. DEHB olan bireylerde bu sistemde sorun vardır. Bir şey yapmadan önce, düşünmeleri için gerekli süre boyunca durmalarını sağlayan sistem iyi çalışmaz. Yani frenleri yoktur. Bu nedenle de akıllarına gelen şeyi hemen yaparlar, ancak yaptıktan sonra uygun olup olmadığını görebilirler. Davranışlarımızı nasıl kontrol ederiz? Davranışları kontrol edebilmenin ilk basamağı o hareketi yapmadan önce durmaktır yani frene basmaktır. Frene bastığımız süre boyunca belirli aşamalardan geçerek karar veririz. Bu aşamalar ve DEHB olan bireylerde bu aşamaların nasıl işlediği aşağıda açıklanacaktır. 1- Kendi kendine konuşma: Bir şey yaparken bunun uygun olup olmadığını, gözden geçirirken kendi kendimize konuşuruz. Bunu otomatik olarak ve içimizden yaparız, hatta yaptığımızın farkına bile varmayız. Bu özellik yine sadece insanlarda vardır. Diğer türler dillerini sadece başkalarıyla iletişim için kullanırken, insanlar kendi kendileriyle de iletişim için kullanırlar. Kişinin kendisiyle konuşması okul öncesi dönemde ( 3-5 yas arasında) baslar. Bu dönemde çocuklar bunu yüksek sesle yaparlar. İlkokulda sessiz bir şekilde yapılır, daha sonra da otomatikleşir. Davranışların kontrolünü, belirli kurallara uyabilmeyi sağlayan en önemli basamaklardan birisi de budur. Birisi bizden bir şey yapmamızı istediğinde önce bunu kendimize sorar, sonra yaparız. DEHB olan bireyler bir şey yapmadan önce duramadıkları için bu becerileri yeterince gelişemez ya da yaşıtlarından daha geç gelişir. Yani bir şey yapmadan önce kendi kendilerine "Acaba yapsam mi" sorusunu sormayi aliskanlik haline getirmemislerdir. "Arkadaslarinin yap dedigi seyi dogru olup olmadigini düsünmeden hemen yapiyor. O sirada birisi ona bu yaptığının uygun olup olmadığını sorsa doğru cevabi verebilir ama bu soruyu kendi kendisine hiç sormuyor." " Sanki rüzgara kapılmış bir tüy gibi, rüzgar nereden eserse oraya gidiyor." 2- Geçmişi dikkate alma: Bir davranışın uygun olup olmadığına karar verirken gerekli olan basamaklardan birisi de geçmişi hatırlama, göz önünde bulundurma becerisidir. Yapılan hatalardan ders alma denilen şey budur. Bu beceri 3-5 yas arasında gelişmeye baslar ve giderek olgunlaşır. DEHB olan bireylerin belleklerinde sorun yoktur, yani yaşadıkları olayların çoğunu hatırlarlar. Ancak bu deneyimlerini kullanmak için gerekli zamanları olmadığından bu becerileri de gelişmez ya da geç gelişir. " Defalarca ceza aldı ama aynı davranışı yine yapıyor, üstelik bu davranışının doğru olmadığını biliyor, hatta özür diliyor ama ayni hatayı yine yapıyor. Bu da beni çıldırtıyor." "Freni olmayan daha önceki kazalarınızı hatırlasanız bile duramazsınız." 3- Geleceği ön görebilme ve planlayabilme (öngörü): Davranışların sonucunu önceden tahmin edebilmek insanlara özgü en gelişmiş yetilerden birisidir. Bu beceri 3-5 yaslar arasında gelişmeye baslar. Bu beceriye sahip olan bir birey yapacağı şeyin sonucunda olumsuz bir şey olacağını, örneğin ceza alacağını düşünebilir ve o şeyi yapmaktan vazgeçebilir. DEHB olan bireylerin akıllarına bir şey yapmak geldiğinde geleceği öngörecek zamanları olmadığından, yapacağı şeyin sonucu olumsuz bile olsa duramazlar. Dolayısıyla davranışların sonucunu öngörebilme becerileri yeterince gelişemez. "Freni olmayan bir araçta uçuruma doğru hızla gittiğinizi görseniz bile duramazsınız." DEHB olan bireyler davranışlarını geleceği düşünerek yönlendiremezler. Geçmiş ya da gelecek onların radar sistemlerine girmez, bakış açıları içinde yer almaz. Bu onların geleceği umursamadıkları, önemsemedikleri anlamına gelmez. Ancak bir şeyi yaparken, geleceği göz önünde bulunduracak süreleri yoktur, sadece o anda yaptıkları şeye odaklanmışlardır. Sanki gelecek yokmuş gibi davranırlar. Bu sadece bir gün ömrü kaldığını bilen bir insanin, o gününü dilediği gibi yaşamasına benzetilebilir. 4- Gerçekle hissedileni birbirinden ayırabilmek: Yaşanılan olayların bir gerçek boyutu bir de bizim o olaya duygusal tepkimiz yani olayı algılamamız vardır. İlk duygusal tepki kişiden kişiye değişir ve her zaman doğru değildir. Bu tepkiyi hemen göstermeden önce durup, olayı daha gerçekçi, akilci bir şekilde gözden geçirmek gerekir. Örneğin; ise giderken trafik sıkışabilir, ise geç kalabiliriz. Bunu kendimize yapılmış bir haksizlik olarak algılamadan, sakince bekleyebiliyor muyuz yoksa bizim talihsizliğimiz olarak görüp öfkeden köpürüp, lanetler mi yağdırıyoruz ? Bir olay karşısında ilk hissedilen duygunun bizi yönlendirmesine izin vermemek, gerçek boyutunu görebilmek için zamana ihtiyaç vardır. Normalde, 2 - 4 yaslar arasında gelişmeye başlayan bu beceri, DEHB olan kişilerde bu zamanları olmadığı için gelişmez ya da geç gelişir. DEHB olan bireyler kaç yaşında olurlarsa olsunlar olaylar karşısında hemen ilk duygusal tepkilerini gösterirler. Bu nedenle çok duygusal ve yaşıtlarına göre olgunlaşmamış bireyler olarak tanımlanırlar. Örneğin DEHB olan 8 yaşındaki bir çocuk yemekten önce çikolata yemesine izin verilmedi diye öfke nöbetine tutulabilir, oysa böyle bir tepki ancak 3-4 yaşındaki çocuklar için normal kabul edilebilir. "Çocuğumun hayır kelimesine olan duyarlılığını keşfettiğimde sırf onu denemek için benden bir şey istediği bir anda "Hayır yapabilirsin" dedim. Her zamanki gibi tepinmeye başladı. Çünkü Hayır kelimesini duymuş ve devamını dinlemeden tepkisini göstermişti." Sonuç olarak, DEHB olan bireylerde davranışların kontrolünü sağlayan bu becerilerin yeterince gelişememiş olmasının temel nedeni bu işlevleri yerine getirecek zamanı sağlayan sistemin çalışmaması yani frenlerinin olmamasıdır. Bu kişiler davranışlarını ortama ve sonuçlarına göre düzenlemekte ve yönlendirmekte zorluk çekerler. Bu sorunun tedavisi için kullanılmakta olan ilaçlar bir şey yapmadan önce durmayı sağlayan sistemi uyarırlar, yani fren merkezini çalıştırırlar. İlaç kullandığı sürece normalde zaten olması gereken düşünme süresi kazanılır ve yukarıda tanımlanan becerilerinin gelişme şansı olur. Bu becerilerin iyi bir şekilde gelişebilmesi için sadece ilaçlar yeterli olmaz. İlaçların kazandırdığı durup düşünme süresinin iyi kullanılabilmesi için uygun ortam ve uygun yönlendirmenin sağlanması gerekir. Bu da ana babanın ve öğretmenin eğitimi ve çocuğun bireysel terapisi gibi çok yönlü bir tedavi sistemi ile başarılır. Her zaman akılda tutulması gereken şey her çocuğun kendine özgü olduğudur. Tanısı, eslik eden diğer sorunları, aile ve çevrenin özellikleri, bulunduğu okulun özellikleri bir bütün olarak göz önünde bulundurularak çocuğa özel bir tedavi programı hazırlanmalıdır.
Pazartesi, 06 Nisan 2009 | Yazdır | PDF |  Email
ÇOCUĞUN DİL GELİŞİMİ Çocuğunuzun Dil Gelişimi Sesinizi İlk Duyduğunda Başlar Çocuğunuz ilk anlaşılır sözcüğünü söylemeden uzun süre önce sizinle iletişim kurmaya başlar. Sizinle beden dili yoluyla ve anlaşılmaz sesler çıkararak ve ağlayarak iletişim kurar. Çünkü onun dil gelişi anne karnında gelişmeye başlamıştır. Bebeğiniz, yükselip alçalan ses tonunuzu ve söylediğiniz şeylerin bazılarını -özellikle bunlar sevgi ya da yol gösterici ifadelerle bağlantılıysa- yorumlamayı çoktandır biliyor. Bebeğinizin konuşmaya başlaması, onun algılama ve ses çıkarma yeteneğinin sözlü dile dönüşmesi gibi birçok beceriyi de beraberinde getirir. Çocuğunuz hemen hemen doğumundan bu yana ses çıkarma alıştırmaları yapıyor. "B-b-b-b-b" gibi tekrar eden harf sesleri ve anlaşılmaz sesler çıkarması, tükürük baloncukları yapması, aynı zamanda sesini yükseltip alçaltarak çıkarabildiği sesleri denemesi, belki de dikkat çekmek için bağırması artık size tanıdık geliyordur. Henüz sizinle konuşamasa bile, ona "Ayakların nerede?" gibi "Nerede?" soruları sorarak, çocuğunuzun ne kadar anlayabildiğini görebilirsiniz. Size ayaklarını gösterirken büyük olasılıkla güçlük çekmeyecektir! İlk Sözcükler Birkaç Anlam İfade Edebilir Çocuğunuzun ikinci yılında konuşmaya başlayacağını bekleyebilirsiniz, ancak çocuklar arasında büyük farklılıklar vardır. Aynı zekaya sahip olanlarda bile bu görülebilir. Bu biraz da kişilik ve yaratılışla ilgili bir şeydir. Bazı çocuklar diğerlerinden daha fazla sözlü kişiliğe sahiptir. Ayrıca, erkek çocuklar kızlardan daha geç konuşma eğilimindedirler; kız çocuklar daha çok konuşmak ister. Çocuklar ortalama olarak bir yaş civarında ilk sözcüklerini söylerler. Bu, onlar için bir anlamı olan, tekrarlanan bir ses olabilir. Örneğin, ne zaman bir köpek ya da fotoğrafı görseler "hav hav" dedikleri gibi. "Baba" ve "dede" de bilinen örneklerdendir. Söylenen her sözcük aynı zamanda o nesneyi gösteren ya da dikkatinizi onun konuşma çabalarına çekmeyi amaçlayan bir el hareketiyle tamamlanır. Örneğin, "hav hav" yalnızca bütün köpekler için değil, tüm dört bacaklı hayvanlar için kullanılır. Aynı zamanda, bu yaştaki bir çocuğa oturan bir köpek resmi gösterirseniz, onu bir köpek olarak tanımlamayabilir; çünkü bir köpeği tanıması için gerekli olan dört bacak görünmemektedir. Çocuğunuz aralarında ayrım yapmadan bir dizi nesneyi tarif etmek için tek bir sözcük kullanabilir; örneğin "vak vak" ile gerçek bir ördeği değil tüm plastik oyuncaklarını kastediyor olabilir. Dilsiz Eğlence; Televizyon İlk sözcükleri, iki sözcükten oluşan cümleler takip eder: Bunlar genellikle, "git buradan" ya da "onu ver" gibi rica ya da emir cümleleridir. Bebeğinizin anlaması ve sözcük bilgisi geliştikçe, bunlar "Ali ayıcığı istiyor" gibi basit cümlelere dönüşecektir. Bebeğinizin ikinci yılında sözlü becerilerinin ilk sözcüklerden, yalnızca önemli isim ve fiillerin söylendiği telgraf cümlelerine doğru gelişmesini bekleyebilirsiniz. Bu gelişme onun anlamasına da yardımcı olur, çünkü bebeğiniz artık bir şeye olan ilgisini daha açıkça iletebilir, sizden daha detaylı sözlü bilgi alabilir. Televizyon bu yaş grubu için önerilmemektedir. Hızlı hareket eden görüntüler çok çekicidir, fakat konuşmaları takip etmek genellikle çok zordur. Bu da televizyonu dilsiz bir eğlence biçimine dönüştürür. Bu nedenle, bebeğiniz zamanının büyük bölümünü televizyon seyrederek geçiriyorsa, bu onun dil gelişimi üzerinde büyük olasılıkla ters bir etki yaratacaktır. Dil Gelişimini Destekleme Araştırmalar sonucu, dil gelişimi ve ardından gelen okuma-yazma becerisi arasındaki bağlantı kanıtlanmıştır. Çocukların günde 2 ya da 3 kez, her biri 10 ila 15 dakikalık süreçler halinde bir yetişkinle bire bir zaman geçirmelerinin, bu süreçlerde arka planda gürültü olmaksızın onlarla konuşulmasının, onlara kitap okunmasının ya da şarkı söylenmesinin çocukların dil gelişimi üzerinde çok olumlu etkileri vardır. Bu çeşit bir birlikteliği yaşamış olan çocuklar, yedi yaşma geldiklerinde, okuma yaşı olarak akranlarının hemen hemen 18 ay önündedirler. Böyle bir farkın oluşmasının nedeni, farklı harf seslerini duyma yeteneğidir. Çocuğunuz alfabenin harflerini ve seslerini birer birer öğrendiğinde, onları yazılı olarak görmesi tanımasını daha da kolaylaştırır. "Bal" ve "kal" sözcükleri çok belirgin olan "al" sesiyle biter, fakat başlarındaki farklı harflerden dolayı iki çok farklı anlam içerirler. Harf sesleri arasındaki ayrımı yapabilmek, daha sonra hecelemeyi öğrenirken daha çok önem kazanır. Karşılıklı Basit Konuşmalar Genel olarak dil gelişimini artırmak için yapabileceğiniz çok şey var. Örneğin, yeni yürüyen bebeğiniz bir sözcüğü ya da iki sözcüklü bir cümleyi söylemeye kalkıştığında, söylemeye çalıştığı şeyi desteklemek için ona tekrarlayın. Eğer "kedi gitti" derse, siz de "evet, kedi gitti. Kedi nereye gitti?" diyebilirsiniz. Cümleleri basit tutun. Bunu yaparak bebeğinizin çabalarını yinelemiş olursunuz; böylece söylemeye çalıştığı şeyi daha doğru bir biçimde duyabilir. Ayrıca böylelikle, karşılıklı konuşmaya devam etmiş ve üzerine yenilerini ekleyebileceği yeni fikirler ve kavramlarla onu tanıştırmış da olursunuz. Konuşmasını açık açık "düzeltmeyin", çünkü bu onu konuşmaktan vazgeçirebilir. Yeni yürüyen bebeğinizle karşılıklı konuşmayı sürdürebilmek için bahsettiğiniz şeyleri ona gösterin, onu dinleyin ve söylemeye çalıştığı şeyle ilgili bilgi verin. Çabalarını destekleyin. Onu giydirirken üzerine giydiği elbiseler hakkında konuşun. Organlarının adlarını söyleyin. Markette alışveriş yaparken onunla konuşun ve ne yaptığınızı tarif edin. Başlarda tek yönlü sohbetler size biraz garip gelebilir, ancak diyalog çok hızlı bir biçimde gelişecek ve her ikiniz için de çok eğlenceli olacaktır. Tekerleme ve Şarkıları Kullanın Çocuk tekerlemeleri ve şarkılar boşluğu doldurmaya yardımcı olur, aynı zamanda dil becerilerini geliştirmek için de harikadır. Hatta bazılarının el hareketleri bile vardır. El hareketleri, bebeğinizin şarkının ya da tekerlemenin içindeki sözleri ve sırasını hatırlamasına yardımcı olur. Aynı zamanda çocuğunuzun odaklanmasına da yardımcı olur, çünkü tekrarla birlikte çocuk neyin geleceğini tahmin eder ve beklemeye başlar; böylece dikkatini daha uzun süre şarkıya vermiş olur ve dikkat etmesini öğrenir. Dil Gelişiminde Duymanın Rolü Büyüktür Konuşmak için çok önemli bir gereksinim vardır, o da duyma yeteneği. Bebeğiniz mükemmel duyabilse bile, çevrede herhangi bir gürültü olmaksızın farklı sesleri birbirinden ayırabilmeye gereksinimi vardır. Bebeğinizin dikkati dağılmadan sık sık bire bir iletişimde bulunması önemlidir. Böylece yalnızca söylenilenden değil sözcüklerin seslerinden de net bir biçimde duyma yararı sağlamış olur. Bu yalnızca onun duyduğunu doğrudan taklit etmesine yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda her bir sözcüğü hangi seslerin oluşturduğunu ayırt etmesi için beynini eğitecektir. Yavrunuz daha sonra okumaya, yazmaya ve sözcükleri hecelemeye başladığında, bu ona yardımcı olacaktır. Bu nedenle, televizyonun ya da radyonun arka planda sürekli bir gürültü yaratmasından kaçının. Eğer gerçekten dinlemiyorsanız ya da izlemiyorsanız, radyo ve televizyonu kapatın. Çocuğunuz dinlemeye çalışırken, sizin yaptığınız gibi gürültüyü saf dışı bırakamaz ve sözcükleri net olarak duymaya ihtiyacı vardır. Duyma yeteneği olmayan bir çocuk için konuşmayı öğrenmek mümkün değildir. Konuşma, duymaya ve sizin anlaşılmanızı sağlayan sesleri taklit etmeye bağlıdır. İşte bu nedenle, doğduğunda, 8. ve 18. aylarda yapılan duyma testleri çok önemlidir. Bir duyma problemi ne kadar erken ele alınırsa, çocuk ve gelişimi için o kadar iyi olur. Yineleyen kulak enfeksiyonu ve kirden tıkalı kulak bile çocuğunuzun duyma yeteneğini ve sonrasında da dil gelişimini kötü etkileyebilir. Çocuğunuzda bir kulak enfeksiyonu varsa, onu mutlaka doktora götürün. Birlikte Okuma Çocuğunuza kitap okumak birçok aile üyesinin de katılabileceği bir aktivitedir. Bebeğinizle aranızda bir bağ kurmak için harika bir yoldur. Bebeğinizle beraber kitaplara bakmak onun dil becerilerini geliştirmenin de iyi bir yoludur. Birlikte bir kitaba bakmak için birbirinize yakın oturmanız ya da çocuğunuzu kucağınıza almanız gerekir. Bu şekilde geçirdiğiniz bire bir zaman, dil öğrenimi için iyi bir fırsattır. Sizin dikkatiniz ve yakınlığınız bu zamanın değerini ve güzelliğini artırır. Ayrıca, yüksek sesle bir kitabı okumak çocuğunuzun öyküyü öğrenmesi için dinlemesi gerektiği anlamına gelir. Bu eğlenceli bir etkinlik olduğu için sizi dinler ve tat alır, böylece dinlemeyi öğrenir. Bebekler için yazılmış basit öyküleri ve dikkat çekici resimleri olan kitapları seçin. Eğer hangi kitabı seçeceğinize karar veremiyorsanız, oturduğunuz semtin kitapçısına danışın. Ayrıca bebeğinizin size yön göstermesini sağlayın, istediği kitabı seçmesine izin verin. Bir kitap, zaman zaman tekrar açıp bakmaktan mutlu olacağı bir şeydir ve her kitap size çok faydalı olacaktır. Kitaplarda çocuğunuza gitgide tanıdık gelecek olaylar sırası vardır. Çocuğunuz, ona daha önce birçok kez okuduğunuz, en sevdiği öykü kitabının içindeki olayları tahmin ederek beklemeyi öğrenir. Aynı zamanda öykünün içindeki olaylar hakkında sorduğunuz sorulara yanıt da verebilir. Eğer içindeki resimlerle ilgili sorular sorarsanız, onları da parmağıyla gösterir
Pazartesi, 06 Nisan 2009 | Yazdır | PDF |  Email
Okul Öncesi Eğitim, çocuğun bireysel özelliklerine uygun olarak; *Tüm gelişimlerini, toplumun kültürel değerleri doğrultusunda yönlendiren, *Duygularının gelişimini ve algılama gücünü artırarak akıl yürütme sürecinde ona yardımcı olan ve elbecerisini pekiştiren, *Onların; milli, manevi, ahlaki, kültürel ve insani değerlere bağlığın geliştiren, *Kendini ifade etmesine, öz denetimlerini sağlayabilmesine ve bağımsızlın kazanmasına imkan sağlayan sistemli bir eğitim sürecidir. *Aynı zamanda, okul öncesi eğitim kurumları, çocuklara Türkçe'nin doğru ve güzel kullanımını sağlar, onları ilköğretime hazırlar ve toplum tabanlı aile ve çocuk eğitimi yapar. "Bu nedenle, eğitim sistemimizin ilk basamağını oluşturan okul öncesi eğitim, çocuğun daha sonraki yıllarına yön veren bir süreçtir. *Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlü 1992 yılında 3797 sayılı Kanunla kurulmuştur. *Zorunlu ilköğretim çağına girmemiş çocukların eğitimine yönelik okul ve kurumlarının eğitim ve yönetimi ile ilgili bütün görev ve hizmetleri yürütmek. *Okul ile kurumların eğitim programlarını ve eğitim araç ve gereçlerini hazırlamak Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlünün görevidir. Okul öncesi eğitim kurumları; toplumun temel yapısını oluşturan *Saygı, sevgi, *Paylaşma, iş bölümü, *Sorumluluk, *Sosyal çevre oluşturma açısından çocuğu geleceğe hazırlayan güvenli bir ortamdır. Bu kurumlar hizmet verdikleri yaş gruplarına uygun olarak; *0-36 aylık çocuklara bakım ve eğitim vermek üzere KREŞLER, *36-72 aylık çocukların eğitimini amaçlayan ANAOKULLARI, *60-72 aylık çocuklarının eğitimini amaçlayan örgün eğitim kurumlar bünyesinde açılan ANASINIFLARI ve *36-72 aylık çocuklarının eğitimi amacıyla açılan Milli Eğitim Bakanlına bağlı diğer öğretim kurumları bünyesindeki okul öncesi eğitim sınıfı, UYGULAMA SINIFLARI' dır. Okul öncesi eğitim hizmetlerinin; %90'ı Millî Eğitim Bakanlınca, %10'u SHÇEK ve 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 191. maddesine göre açılan kurum ve kuruluşlarca verilmektedir.
Salı, 16 Eylül 2008 | Yazdır | PDF |  Email
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM FAALİYETLERİ Alışkanlık ve karakter eğitimini değerler eğitimiyle harmanlayarak, demokratik, sosyal ve kişilikli bireler yetiştirmektir. Bu bağlamda çocuk eğitimi kadar anne ve baba eğitimini de önemsiyoruz. Oldukça hızlı öğrenen, meraklı ve araştırmacı olan çocuklarımıza yaş grubuna özgün olarak aktif öğrenme tekniği çerçevesinde eğitim programları planlamakta ve sınıf içi etkinlikler uygulanmaktadır. Çocuklarımıza · Sevgi, saygı, dürüstlük, eşitlik, hoşgörü, paylaşma, yardımlaşma gibi değerleri, · Kendini tanıma, sevme, özdenetim geliştirme, başkalarını tanıma, farklılıkları görüp kabul edebilme · Hak ve sorumlulukları farkına varabilme, doğru ve güzel konuşma, kendi ve başkalarının duyularını anlama ve doğru yollarda ifade edebilme, ilgi, yetenek, ve yetersizlikleri fark edip kabul edebilme, cinsel farklılıkları öğrenme gibi kişilik oluşturan kavramları, · Sıralı ve kurallı yaşama, görgü kurallarını öğrenme, zamanı uygun ve planlı kullanabilme, işbirliği mesleki farklılıkları görebilme gibi sosyalleşmeyi geliştiren yaklaşımları, · Beslenme, temizlik, tuvalet eğitimi, düzenli uyku, özel ve ortak kullanım eşyalarını sahiplenme, koruma gibi yaşamsal becerileri bizzat yaşayarak, deneyerek yanılarak, yaratıcılığı destekleyerek, öğretmenler gözetiminde ve yönlendirmeleriyle, oyun ve faaliyetlerle eğitime ve öğretmeye çalışıyoruz. Velilerimize · Çocuklarına sevgi ve şefkat dolu, tutarlı ve kararlı yaklaşımlar benimsemeleri, · Çocuklarını kendilerinden farklı ve sürekli gelişen bir birey olarak kabul etmeleri, · Çocuklarına güvendiklerini ve onunla gurur duyduklarını hissettirebilmeleri, · Çocuklarının özerk, bağımsız, girişken, yaratıcı ancak sorumluluk sahibi olabilecekleri yaklaşımlar geliştirebilmeleri, · Çocuklarının yaş özelliklerini öğrenip farklılıkları ve saptamaları fark edebilmeleri, · Kişilik, sosyal, ahlaki ve zihinsel gelişimin temellerini attıklarının bilincinde olmaları, · İhtiyaç duyduklarında yardım aramaları ve almaları amacıyla destek olmaya çalışıyoruz AKTİF ÖĞRENME Çocuklarımızın sosyal, duygusal, bilişsel, kişisel ve fiziksel gelişmelerini desteklemek ve etkin öğrenme ortamları oluşturmak amacıyla uygulanmaktadır. Eğitim programlarının planlamasında, uygulamalarının planlanmasında ve eğitsel kitapların seçiminde Çoklu Zeka Kuramı ve Scamper eğitim anlayış ve yöntemleri temel alınmaktadır. Bu temele dayanan kaynaklardan yararlanılmaktadır. Uygulamalar amaçlı, özenli bir yaklaşımla ; bütün bir yılı kapsayacak şekilde, her yaşın gelişim özelliklerine ve gelişim hedeflerine uygun, yıl boyunca yürütülecek ve birbirini tamamlayacak üniteler dahilinde, özel gün ve haftaları da içererek planlamakta ve yürütülmektedir. PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK Herhangi bir zamanda “ Ya ben ne yapacağım şimdi ? ”, “ Bu niye benim başıma geliyor ? “, “ Bu çocuk neden böyle, ben her istediğini yapıyorum ? “ gibi düşünceler bizi birilerine danışmaya götürür. Annemize gideriz, güvendiğimiz bir büyümüze gideriz ; onlar da bizi dinler / dinlemez ve “ şunu yap, bunu yapma, şurada hatalısın, sen şöylesin, böylesin, çocuğun şöyle “ diye bize ya öğüt verirler, ya pohpohlarlar ya her şeyin düzeleceğini söylerler ve kendimizi iyi hissetmemesi sağlarlar, ya eleştirirler, ya yargılarlar, ya bizi etiketlerler ; “ amma insafsızsın, çok safsın, telaşlısın, duygusalsın “ gibi ……. . Bu görüşmeler sonucunda biz kendimizi suçlu hissedebiliriz, çıkmaza girmiş gibi hissedebiliriz, ya da kafamız tamamen dağılır sıkıntımızdan uzaklaşabiliriz. Bu görüşmeler hayatımızın, kültürümüzün ayrılmaz bir parçası . “ Bu kadar çok konuşacağım kişi ve akıl verenim varken beni hiç tanımayan birine ne diye gidip konuşayım, hatamı arayacak, hem dili sıkımı, çok gençmiş o daha ne bilecek “ diye düşünen kişiler olabiliyor. Psikolojik Danışma ve Rehberlik ise, bu görüşme biçimleri ve bu inançlardan çok farklı, bireye saygılı, kişisel farklılıklara duyarlı bir yardım hizmetidir. Psikolojik Danışma ve Rehberlik, bireyin kendini tanımasını ve kendi güçlerine güvenmesini sağlayarak onun kişisel - toplumsal gelişimine yardımcı olmak amacıyla, belirli ilkeler doğrultusunda uzmanlar tarafından yürütülen düzenli bir psikolojik yardım sürecidir. Kişinin kendini ve çevresindeki olanakları tanıması, içindeki gizli güçlerini geliştirmesi, sorunlarının kaynağını fark edebilmesi ve çözebilmesi anlayışı doğrultusunda bu hizmet, aşağıdaki ilkleler ışığında yürütebildiğinde amacına ulaşabilmektedir : 1-Gönüllü olarak yararlanmak isteyen herkese sunulan bir yardımdır 2-Danışma süreci, kişinin gereksinimlerine dayanmaktadır ; · Bir şeyler kafanızı kurcalıyor, ters gidiyor diye düşünüyorsanız, · Bir şeylere çok üzülüyor ve ne yapacağınızı bilemiyor durumdaysanız, · Mutlusunuz ve her şey yollunda gidiyor, ve siz bir şeyler hakkında konuşmak istiyor, bilgilenme ihtiyacındasınız. · Birinin sizi dinlemesini ve anlamasını istiyorsanız · En önemlisi kendinizi yeterli ve yetersiz yönlerinizle, olumlu ve olumsuz tutumlarınızla, başarılı ve başarısız olduğunuz yanlarınızla görmeye ve kabul etmeye hazırsanız, · Gerçekten yenileri ve değişimleri hayatınıza geçirmeye istekliyseniz danışma hizmetlerinden yararlanabilirsiniz. · Çünkü kişiler kendileri için seçim yapma ve kararlar verme özgürlüğüne sahiptir. 3-Psikolojik danışma “ her derde deva “ bir hizmet değildir ve psikolojik danışmanın elinde sihirli bir değnek yoktur. Psikolojik danışma hizmetinden yararlanmak isteyen kişiye, kendini tanıması, kendi gerçekleri, sorunları ve çevresi konusunda bilinçlenmesi, kendi güçlerini kullanarak sorunlarını çözebilecek duruma gelmesi için yardım sunulmaktadır. Esas başarıyı kişinin olanakları, kararları, girişim gücü, çabası, değişme ve öğrenme isteği belirleyecektir. 4-Psikolojik danışma hizmeti verilmesiyle tüm sorunların ortadan kalkacağı sanılmamalı ve kısa sürede sonuç alınamayabileceği akılda tutulmalıdır. 5-Süreç olması, bu hizmetin kişiye arada bir, rast geldikçe yapılan bir yardım olmadığını, devamlılık gerektirdiğini, kişisel gelişim ve öğrenme sürecinin bir parçası olduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle özellikle görüşme sonunda birlikte karar verildiyse diğer görüşmelerin düzenli sürdürülmesi gerekmektedir. 6-Danışma ilişkisinde görüşülenler gizlilik temeline dayanmaktadır. Bu gizlilik danışan kişinin mahremiyetini, görüşme içeriği koruma altına almak adına hem danışan kişi hem danışman tarafından önemsenmesi gereken bir durumdur.
Salı, 16 Eylül 2008 | Yazdır | PDF |  Email
MART ayı eğitim programlarımız ve yemek listemiz eklenmiştir. Ayrıca Bizden Haberler bölümünde de güncellemeler yapılmıştır.
Çarşamba, 06 Ocak 2010 | Yazdır | PDF |  Email
Domuz gribiyle ilgili makalesiyle bizleri bilgilendiren 4A sınıfı öğrencilerimizden Mert Coşkun'un annesi Dr. Sevgün Coşkun'a teşekkür ederiz.
Pazartesi, 28 Eylül 2009 | Yazdır | PDF |  Email
Yeni web sitemiz www.dokuzeylulanaokulu.com domaini üzerinden yayına başlamıştır. Yeni web sitemizde interaktif uygulamalara ağırlık verdik. Sevgili velilerimiz, sitemize üye olarak, yurdumuz ile ilgili gelişmeleri takip edebilir, canlı yayında çocuklarınızı görebilir, aylık yemek listemizi, eğitim programlarımızı, etkinlik takvimimizi ve gidilen gezilerin fotoğraflarını internet üzerinden takip edebilirsiniz...
Salı, 16 Eylül 2008 | Yazdır | PDF |  Email

<< Başlat < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>
Sayfa 1 - 3


Powered by AlphaContent 4.0.3 © 2008-2010 - All rights reserved

Güncel Eğitim Haberleri..